video-icin-tiklayiniz

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hadîs-i şerîflerinde Ebu’d-Derdâ Üveymir hazretlerine hitaben buyurmuş ki: “Yâ Ebe’d-Derdâ! Ey Ebu’d-Derdâ! Hiç şüphe yok ki bedeninin, vücudunun, cesedinin senin üzerinde hakkı vardır. Aile efradının, zevcenin ve çoluk çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır. Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır. O halde her hak sahibine hakkını ver. Bazı günler oruç tut bazı günler tutma, iftar et. Geceleyin namaza kalk, bazı zamanlarda uykunu da uyu ve eşinin yanına da git.” buyurdu.

Bu hadîs-i şerîfi şöylece izah edelim. Birkaç defa daha yeri geldikçe söylemiştik.İçindeki mâna önemli olduğundan bazı kardeşlerimize tekrar tekrar hatırlatmak uygun oluyor:

Ebu’d-Derdâ radıyallâhu anh sahabenin fakihlerinden, bilginlerinden, âbidlerinden, fâzıllarından bir mübarek büyüğümüz idi; Allah şefaatine nail etsin. Dünyaya metelik vermezdi, âşık-ı sâdık kullardan birisiydi; gecesini gündüzünü Rabbimiz’in kulluğunda, ibadetinde geçirmek isterdi. Bir gün, kendisinin âhiret kardeşi Selmân-ı Fârisî radıyallâhu anh onu ziyarete, evine gitmiş; kapıyı çalmış. Kapıyı Ebu’d-Derdâ radıyallâhu anh’in hanımı Ümmü’d-Derdâ radıyallâhu anh açmış. Üzerinde pejmürde, hırpanî, yırtık pırtık bir kıyafet var. Selmân-ı Fârisî hazretlerinin dikkatini çekmiş bu durum, şöyle bir bakmış; “Bu ne hal?” demiş. Selmân-ı Fârisî hazretleri gibi mütevazı bir insanın bile “Bu ne hal?” demesine bakılırsa Zaten o zamanın imkânları mahdut; giyim kuşam şimdiki gibi bol ve zengin değil. hali kim bilir ne kadar perişandı.

“Kardeşin Ebu’d-Derdâ dünyayı terk etti.” diyor. “Kardeşin” diyor çünkü Peygamber Efendimiz ikisini kardeş etmiş. “Kardeşin Ebu’d-Derdâ’ya dünya lazım değil, dünyayı terk etti. Para kazanmıyor, eve bir şey getirmiyor; giyim yok, kuşam yok, perişanlığım ondan.” demek istemiş.

Beklemiş, biraz sonra, Ebu’d-Derdâ radıyallâhu anh gelmiş, kardeşini gördüğüne çok sevinmiş, onu çok güleç yüzle karşılamış, “Hoş geldin aziz kardeşim!” diye iltifatlar etmiş, ondan sonra önüne bir yemek çıkarmış. Artık o zamanın mahdut imkanlarıyla ne çıkardıysa…

“Buyur sen de otur, beraber yiyelim.”

“Yok ben oruçluyum, niyetliyim, sen buyur.” demiş. Halbuki Ramazan değil. Demek ki sevap kazanmak için fazladan, nâfileten oruç tutuyor. Selmân-ı Fârisî dayatmış; “Sen yemezsen ben de yemem, otur bakalım.” O da ev sahibi olduğu için misafirine ikram olsun diye oturmuş, orucunu bozmuş. Ödeyecek; ertesi gün öder, başka bir gün öder.Çünkü başlanmış bir oruç nafile bile olsa bozulduğu zaman kaza edilmesi gerekir.Artık onun hatırı için kesmiş oruç tutmayı ve yemiş.

Akşam olmuş. Anlaşılan evleri asıl yerden uzakça bir yerde. Selmân-ı Fârisî’ye yatak sermişler, yatacak. Tabi odalar da çok değil, Ebu’d-Derdâ ile aynı yerde yatıyorlar.Herhalde hanım da perdenin öbür tarafında, başka yerde. Belki duvarları bile yok; evleri hurma dallarından yapılmış çardak gibi. Bilmiyoruz.

“Sen buyur yat.” demiş.

“Sen ne yapacaksın?”

“Benim biraz vazifelerim var; ibadet edeceğim, namaz kılacağım, tesbih çekeceğim, Kur’an okuyacağım.” neyse.

 

“Hayır, sen yatmazsan ben de yatmam; yat aşağıya!”

Arkadaşlıkları çok tatlı, kıymetli; hatırı kırılmasın diye onunla beraber yatmış ama uyumamış. Biraz vakit geçtikten sonra; “Selman nasıl olsa uyumuştur.” diyerek kalkmış, ibadet edecek. Selmân-ı Fârisî yakalamış bileğinden;

“Yat aşağıya!” demiş, tekrar yatırmış. Biraz daha vakit geçmiş yine kalkmaya davranmış, arkadaşı yine onu yatırınca bakmış ki kurtuluş yok, yatmış uyumuş.Yatmış uyumuş. Ne zamana kadar uyumuşlar?

Teheccüd zamanına, sahur vaktine kadar. “Uyumuş.” dediği normal, gayet tabi bir uyku. “Hadi bakalım şimdi kalkalım.” Beraberce kalkmışlar, ibadetlerini yapmışlar.Biraz bekledikten sonra Peygamber Efendimiz’in mescid-i saadetine gelmişler,onunla sabah namazını kılmışlar.

Ebu’d-Derdâ radıyallâhu anh gitmiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine demiş ki;

“Yâ Resûlallah! Selman beni ibadetlerimden alıkoydu. Her zaman yapmakta olduğum şeyleri yaptırmadı. Orucumu bozdurdu, akşam ibadetlerimi yaptırmadı, beni yatırdı.”Olanları anlatınca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;

“Selman haklı.” Tabii Peygamber Efendimiz Selmân-ı Fârisî’yi de dinlemiştir veya dinlemese bile nübüvvet nuruyla Allah ona göstermiş, bildirmiştir. “Selman haklı, sen aşırı gidiyorsun.” demiş ve bu hadisi buyurmuş.

TG Facebook Yorumları