Kadınların Kurtulmasına Vesile Olan Dört Şey

Kadın, beş vakit namazını kıldığı, ramazan orucunu tuttuğu, iffetini, namusunu muhafaza ettiği, kocasına da itaat ettiği takdirde ona: Cennete gir, hangi kapısından istersen denir.”[1]

 

MZK_rha_12

Hanım kadınlarımızdan istenilen: Namaz, oruç, iffet ve itaat. Dört şeyi işledikleri takdirde cennete dahil olacakları bildirilmektedir. Cennete muhakkak, her mü’min, muvahhid müslüman girecektir. Bazısı hesapsız ve sorgusuz, bazıları da ince bir hesaptan ve sorgudan sonra. Bazısı da cehenneme girip çıktıktan sonra gireceği her ne kadar malum ise de, bunların doğrudan doğruya ilk girenlerle birlikte girecekleri kasd olunmaktadır. Allahü alem.

Fakat bu beş vakit namazı, vaktinde kılmak da pek mühim bir şarttır. Kadınlara cemaat şartı da olmadığından vakti ile ve erkanı ile dikkat ile kılabilmek bugünkü kadınlar aleminde pek de kolay bir şey değildir. Mübarekler gezmeyi ve süsü çok severler. Kadınların yolculuk aleminde bahusus namazlarını vaktinde kılabilmeleri çok müşkil olacağından evde kılarız diye bir çok namazlarını kazaya bıraktıkları görülegelmektedir. Halbuki bir evelki derste geçtiği üzere vaktinde kılamamak ne kadar büyük bir tehlikedir. Bir insanın bir çok çocukları, hanımı, anne babası gibi ve bir de kardeşleri bir kazaya kurban gidip tek kalan bir kişiye benzetilmiş, aynı zamanda malları da kayb olmuş veya yanmış veya zayi olmuş insanın halini bir düşünürse namaz vakitlerini kaçırmanın ne fena bir şey olduğunu birazcık olsun anlamış olur. Halbuki bugünün gençleri, gençlik devrelerini umumiyetle heva-ü hevesle geçirip nefsin kölesi oluyorlar. Bunlar nedamet ve tevbe edip Hakk’a dönseler ne mutlu. Birçok gençlerimizin namazı niyazı bilmeden ve öğrenmeden ve yapmadan ahirete göçüp gittikleri de görülmektedir. Artık bunların hali kim bilir nasıl olacak.

İman nimeti 32 şartla yaşar. Ağızdaki dişlerin sayısı 32 değil mi? Onlar olmayınca insanın hali ne acayip oluyor. Yemeği çiğneyemediği gibi konuşurken de söylediklerinin anlaşılmaz olduğu gözlerimiz önündedir. Halbuki namaz için abdest ve gusül lazım. Allah’ı tanımak ve bilmek de ayrı mesele. Bunları okumadan veya dinlemeden kendi aklı ile bilmek de mümkün değildir. Halbuki namaz, kul ve Hâlık arasında manevi bir bağdır. Bu bağ olmayınca kul irtibatsız başı boş bir hayvana benzer. Kulun kulluğu namazı nisbetindedir. Namazsız kul, bizim nesebsiz dediğimiz kimse gibidir. Nesebsiz insan demek: Babası belli olmayan adamın halidir. Namaz hakkında fazla malumat isteyenler namaz bahsine baksınlar.

Tabii oruç da çok mühim. Bunları da bile bile tutmamak pek büyük bir günahtır; inanmazsa bu sefer müslümanlıktan da çıkar. O zaman cennete nasıl girecek bilemem.

Üçüncüsü, iffetin muhafazasıdır ki, bugün doğru dürüst örtünme bilmeyen, alameleinnas çıplak gezen, herkesin gözü önünde denize çıplak girmekten çekinmeyen zavallı kızlarımızın ve hanımlarımızın hali ne olacak? Haya İslamiyyetin pek mühim bir unsurudur. Haya ile iman bir karın kardeşidirler. İmanın olduğu yerde haya, hayanın olduğu yerde iman vardır. İnsanda hayasız iman, imansız haya bulunması mümkün değildir. Çıplak gezinmek insanların değil, belki hayvanların halidir. Zira onlarda şuur denilen nimet yoktur, nasıl isterlerse öyle yaşarlar. Halbuki insan en mümtaz bir mahluktur, onun öyle çıplak gezmesi şeref-i insaniyyetle kabil-i te’lif olamaz. Binaenaleyh cennete girmek için İslami şartlara riayet de şarttır. Şart olmayınca meşrut da olmaz dediklerini unutma. Cennete girmek isteyenler muhakkak bu şartlara uymak mecburiyetindedirler.

Dördüncüsü ise, erkeğine itaattır, bu da pek mühimdir.

Bir ev düzeni, geçinmek, huzur ile vakit geçirmek doğrusu herkesin arzu ettiği en mühim bir şey değil mi? Erkek, aynı zamanda evin hem amiri hem de maişetini temin etmekle mükellef ve hem de efrad-ı ailesini her türlü yaramaz şeylerden korumakla muvazzaftır. Buna mukabil hanım efendi de evin içindeki işleri yapar, çocuklarını en iyi bir şekilde yetiştirmeğe çalışır. Erkeğinin izni olmadıkça evinden dışarı çıkmaz. Evine akrabası dahi olsa erkeği yok iken kimseyi almaz. Yine erkeğinin izni olmadan başka erkeklerle konuşmaz ve hatta uygunsuz kadınları bile eve almaz. Bu gibi şeylere müsamaha etse bile son derece ihtiyatlı olmalı, yerli yabancı erkeklerle konuşmamayı tercih etmelidir.

Hz. Aişe validemizin yabancı erkeklerin sorgularına bile cevap verirlerken perde arkasından hem de ağızlarına ufak taşlardan koyup sesini değiştirerek konuştuğu da unutulmamalı. Malumdur ki, Ashab-ı Kiram Hazeratına bile Cenab-ı Hak: (Fes’elûhünne min verâi hicâb)33/53 onlara (Yani Peygamberin hanımlarına sorgularınızı) perde arkasından sorun buyurmuşken acaba bizim halimiz nice olur.

Sonra erkeklerin yabancı kadınlara, kadınların da yabancı erkeklere bakmamasını tenbih eden yine Allahu Teâlâ Hazretleri değil mi?24/30-31 Sakın sen yine nefsine uyup da itiraza kalkma, bunlardaki hikmetler pek çoktur. Onların hepsine bizim aklımızın ermesi mümkün değildir. Biz bugün gözümüzün önünde cereyan eden bir çok hadiselere şahid olduğumuz halde, mesela bir Yahudi veya bir Hıristiyan doktorun tavsiyesine uymayı vazife sayar, ben bu mikrobu görmüyorum, göster de inanayım demiyoruz da hemen onun sözlerine mum yapıştırıp, dediklerini yapmağa çalışıyoruz da, Allahu Teâlânın emirlerine, tavsiyelerine, tenbihlerine hiç de ehemmiyet vermeden üstelik bir de itiraza kalkışımız artık aklımızın çokluğu mu yoksa yokluğu mu? Mülkün sahibi varlıkların sahibi bizim hâlıkımız, kainatın da hâlıkı, kainatın içinde neler varsa hepsinin de hâlıkı olan Allahu Teâlâ’nın emirlerine uymaktan başka çaremiz yoktur.

Onun için kadın erkek evlerinde huzur ve rahatlıkla yaşamak, mesud olmak istiyorlarsa zamana değil, Avrupa kafalılarına değil, Allah’ın emirlerine ve onun Peygamberinin emirlerine uymaktan başka doğru ve güzel bir yol yoktur. Onlar kadını evlerde gayet nadide bulunmaz bir gül gibi göğüsleri üzerinde miskler gibi koklayarak muhafaza ederler iken, onları sokaklara çırılçıplak çıkarıp, fileleri de ellerinde çarşı pazar hizmetçisi gibi yapmak mı daha iyi?

MZK_rha_3

 

Sonra, muhabbet ve sevgi bambaşka bir şeydir. İnsan aynı zamanda bir nefis ve bir de şeytanın esiridir. Cenab-ı Hakk’ın yarattığı mahlukun içerisinde o kadar güzel ve cazib simalar vardır ki, onları görünce insanın hayretlere düşmemesi mümkün değildir. Gönüller de güzelleri ve bahusus kendilerine ikramda bulunanları sevmeğe adeta mecbur kalmaktadır. Leyla ile Mecnun’u da unutma. İşte karı koca arasındaki sevgi ve muhabbetin azalmasına, kesilmesine ve başkaları ile muhabbet ve ünsiyyete ve daha sonra da büyük günahlara giren yollarını Allahu Teâlânın kapamasının hikmetini bilmem anlayabildin mi? Lakin bugünün insanı bunları hep hiçe sayarak yine kendi bildiğine göre hareket etmek serbestiyeti içerisinde yaşamak istemektedirler. Fakat bu yaşantıda ne huzur, ne rahat ve ne de bereket vardır. Hastalıklar, evhamlar, sinir bozukluğu, ruhi bunalımların sebebleri hep yeni hayat nizamının bozukluğundan ileri gelmektedir. Kullarının saadet ve selameti için Allah’ın koyduğu nizamlar gayet makuldur.[2]

Mehmed Zahid Kotku (ks.)

[1] Ahmed b. Hanbel, I, 191, r. 1661; İbn Hibbân, Sahîh, IX, 471, r. 4163; Bezzâr, Müsned, XIV, 46, r. 7480; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, V, 34, r. 4598; VIII, 339-340, r. 8805; Ali el-Muttakî, Kenzu’l-ummâl, XVI, 406, r. 45125-6; Gümüşhânevî, Râmûz, I, 52, r. 8.

[2] Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatler, I/ 327-331, Seha Neşriyat, İst. 1984.

TG Facebook Yorumları