Rabbimiz bizi zalimlerden etmesin. Bizim de elimizde az çok güç, kuvvet vardır.Zalimliğin bir çeşidi zalim kocalıktır. Adam “kazak adam” diye, “güçlü kuvvetli” diye ev halkına zulmeder. Melek gibi karısı vardır, döver.

Niye dövüyorsun bunu?

“Yemeğin tuzu fazla geldi.”

Niye dövüyorsun?

“Pantolonumun ütüsü çift ütü olmuş.”

Niye dövüyorsun?

“İstediğimi yapmadı. Dışarıda birisine canım sıkıldı, içerden hıncımı bundan aldım.”

Zulüm, bu da zulüm! Yarın ne olacak: O kadın o kocadan hakkını alacak.

Bazen zulüm evladına olur. Çocuğu pataklıyor.

Nasıl pataklıyor?

Ağzından burnundan kan gelecek gibi. Torba gibi bir yerden alıyor, öbür tarafa atıyor.Çocuk da ses çıkaramıyor, babasına el kaldıracak değil ya, yiyor dayağı, oturuyor aşağıya.

Olmaz!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; “Çocuklarınıza asil insan muamelesi yapın.” buyuruyor. Sen çocuğuna böyle köle muamelesi yaparsan o çocuğun hayattaki başarı yollarını sen kendin kesmiş olursun. Bir zalimin kölesi olacak büyüdüğü zaman artık o çocuk köle olacak. Sen onu döve döve büyüttün; adam olarak yetiştirmedin ki asaletli yetiştirmedin ki.

Hz Ömer zamanında Hz. Ömer yolun bir ucunda görünmüş. Sokakta oyun oynayan çocuklar çil yavrusu gibi hepsi bir kenara dağılmış, gitmiş.

Neden?

Hz. Ömer heybetli, boylu poslu, babayiğit; sonra halife, iktidar sahibi; sonra sert mizaçlı bir insan. Çocukların hepsi dağılmış. Bir şey yaptıklarından değil, yalnızca orada oynuyorlardı ama Hz. Ömer’i görünce çil yavrusu gibi dağılmışlar. Bir tanesi öyle duruyor. Hz. Ömer sokağın başından bu tarafa gelirken göz ucuyla onların ne yaptığını da görüyor.

Bir tanesinin kaçmayışı dikkatini çekmiş. Öteki çocuklar kaçıyor; çocuktur, bilmez kabahat yapmasa da korkar. “Bu niye kaçmadı?” diye merak etmiş, gitmiş.

Çocuğun şahsiyetli olması, kaçmaması, hakkını koruyabilmesi nereden başlar?

Annesinin, babasının ona muamelesinden başlar. Otur, git, yeme, elini uzatma, alma, verme! Evin içinde boyuna bir kavga gürültü.

Tek taraflı bir kavga; baba kuvvetli, zayıfları eziyor. Bu da bir çeşit zulüm!

Bunu umumiyetle kimler yapar?

Anadolu ahalisinde vardır. Umumiyetle onlar yapar.

Şehir ahalisinde tersi oluyor. Kadın zalim. Modern terbiyeyle yetişmiş, çaçaron, cadaloz; o da bu sefer kocasına zulmeder.

Kapan!

Kapanmaz.

Yemek yap!

Yapmaz.

“Hakkım var, hukukum var, icabında mahkemeye giderim.” der, anasının evine gider gelmez.

Koca senin amirin, onu dinlemen lazım. Sen ondan uzağa gittiğin zaman günaha giriyorsun, onun izni olmadan bir yere gittiğin zaman günaha giriyorsun. Çocuklarına bakmaz, ev işlerine bakmaz, kocasına hizmet etmez. Sabahleyin kalkar gider, nereye gittiği belli değil. Akşam ne vakit geleceği belli değil. Süslenir püslenir.

Yahu bu süslenmek sana haram!

Sen başkasına ziynetlerini göstermekle değil göstermemekle vazifelisin. Olanı da daha böyle allayıp pullayıp göstermekle vazifeli değilsin. Aksine mevcut güzelliklerini göstermeden gidip gelmekle vazifelisin.

“Bu çarşaf, bu örtü, bu bol manto öcü gibi, kadınlara yakışmıyor.”

Hah tamam, bak demek ki onlar ne kadar güzelmiş.

Ehl-i dünya erkekler bu vaziyetten hoşlanmıyorlar. Oh tamam, demek ki tam yerine oturmuş, kıyafet güzel. Çünkü donjuanlar beğenmedi. Eğer beğenseydi o zaman İslâm’ın istediği şey olmamış olacaktı.

Ay ne kadar güzel giyinmiş! Ne kadar güzel tuvalet! Mâşaallah şu kadın endamlı! O kadının kıyafeti uygun değil, çünkü beğeniliyor. Çünkü İslâm’da kadının giyimi beğendirmemek esası ile mütenasiptir. Dışarıda kimse görmeyecek; örtülerini örtecek, ziynetlerini saklayacak, göstermeyecek İslâm’da kural böyledir. Tabi zamane kadınları süsleniyor, gösteriyor.

“Hanım! Gel bakalım, otur karşıma. Sen bu süslenmeyi kime yapıyorsun? Sen kiminle nikâhlısın? Sen kimin ailesisin? Sana başkasının beğenmesi mi lazım, benim beğenmem mi lazım?”

İslâm’da hanım, efendisine süslenir. Evin içinde süslenir, evin içinde giyinir, olabilir ama dışarıda örtüsünü örter, hiçbir tarafı görünmez. Yüzü, eli, ayakları hariç cümle âzasını bol bir şekilde altı görünmeyecek şekilde örtmesi lazım. O da oradan zulüm ediyor, böyle mazlumlar da var.

Bizim mahallede bir albay vardı, Allah selamet versin, melek gibi bir insandı, beş vakit camiye gelirdi. Karısı poker masasından kalkmaz. Koca albay; belinde tabancası var, omzunda rütbesi var, karısına diş geçiremezdi, söz geçiremezdi. Dinlemezdi.

Neden?

Medeni kanun var.

Medeni kanun kadınları şımartma kanunu mudur? Kadınları kocalarına isyan ettirme kanunu mudur? Evlerdeki aile düzenini yıkma kanununu mudur? Evdeki görevlerin yapılmamasını sağlayan anarşi kanunu mudur? Öyle saçma şey mi olur?

Nikâh memuru nikâh kıyılırken ne diyor?

“Koca ailenin reisidir.” diyor.

Nerede kaldı reislik?

Radyoyu açıyorsun, kadınlar saatinde; “Kocanızı dinlemeyiniz! Kocanız size şöyle yaparsa böyle yaparsa siz de ona böyle yapın.” diyor. Boks maçında bir tarafı tutuyorsun da öbür tarafa “vur kır” diye destek mi veriyorsun? Adam mı kışkırtıyorsun? Bu ne biçim iştir? O da bir çeşit zulüm oluyor.

Anlaşılan dini imanı zayıf kadınların yanında müslüman bir koca mazlum. Dini, imanı, insafı eksik bir koca yanında müslüman, mütedeyyin bir kadın mazlum. Çeşitli şekillerde zulümler olabilir. Kimsenin kimseye zulmetmemesi lazım çünkü zulmün zararı, zulmün cezası, âhirette zulümden dolayı kişinin başına gelecek şeyler çok fazla olacak, çok fena olacak. Allah onların yaptıklarını yanına koymayacak. Dünyada da koymaz, âhirette de koymaz.

Zalim yine bir zulme giriftâr olur âhir.

Elbette olur ev yıkanın hânesi vîran.

Sen birisinin evini, yuvasını yıkarsan bir zaman sonra döner dolaşır aynı hadise senin başına gelir, senin yuvan yıkılır. Sen birisine zulmedersen bir zaman sonra bakarsınsen aynı zulme uğramışsın veyahut başına bir bela gelmiş, bir ceza gelmiş.

Etrafımızdaki insanlara, yönetimimizdeki kimselere de zulmetmemeyi, adaletli olmayı,hakkaniyetli olmayı; çocuklarımıza eşit muamele yapmayı, hanımlarımıza ev yönetiminde aile reisliğimizi hikmetle, ibretli ve güzel bir tarzda yapmayı nasip eylesin. “Onlar bizim hayat arkadaşlarımız.” diye haklarına riayet etmeyi, onların âhiretlerini korumayı, yanlış yollara gitmelerini engellemeyi bizlere nasip eylesin.

Öyle katı kalpli adamlar duyuyoruz ki karısı müslüman aileden ama adam karısını zorluyor; “Süsleneceksin, bu mantoyu çıkaracaksın, şu kıyafetleri giyeceksin, takacaksın, takıştıracaksın. Arkadaşlardan utanıyorum; koluma gireceksin, beraber gideceğiz, dans edeceğiz.” diyor. Böyleleri de var, karısını böyle zorlayanlar da var. Bu da bir başka türlü zulüm.

Veyahut aldırmıyor, bırakıyor; “Serbesttir. Her koyun kendi bacağından asılacak, ne yaparsa yapsın.” diyor, aldırmıyor. Hafsalası geniş, meşrebi dairesi müsait, geniş, karısı ne yaparsa yapsın aldırmıyor. Bu da böyle değildir.

er-Ricâlü kavvâmûne ale’n-nisâ.”

İslâm’da ailenin reisi erkektir. Kadının günah işlemesine de mâni olmakla vazifelidir.Kadınların, kızların, kendi emrindeki çocukların günaha düşmemesini, Allah’a âsî olmamasını sağlamak da vazifesidir.

“Ben serbest bıraktım, hürriyet var.”

Hayır hürriyet yok; eğitim var, terbiye var, senin otoriten var. Günah yapmaya, suç işlemeye “hürriyet” demezler. Zaten bu mânada hürriyet hiçbir yerde yoktur;Türkiye’de de yoktur, Amerika’da da yoktur, Avrupa’da da yoktur.

Suç işlemeye hürriyet hiçbir yerde olmaz. İnsanın ensesinde biterler, elektrikli sandalyeye götürürler, zehirli gaz odasına alırlar. Amerika’da da öyle, her yerde de öyle.

“İdam cezası kaldırılsın.”

Hiçbir yerde kaldırılmıyor. Belki kaldırılan yerler vardır ama neticede öyle veya böyle zalimlerin canına okunuyor.

Allah bizi zalim de etmesin mazlum da etmesin. Adaletli, hakkaniyetli, görevlerini güzel yapan, maiyeti emri altındakileri ezmeyenlerden, olgun kimselerden eylesin.

Efendimiz’in gördüğü bir zümre bu. Zalimler güruhu. Bir de kadınlar güruhu görmüş.

Ve nisâün. Bazı kadınlar görmüş, onlar da cehennemde azap görüyor. Bir kısmı ellerinde kamçıyla insanları dövdüğü, vurduğu, can yaktığı için ceza görüyor ötekiler de bir takım kadınlar.

Bakın sıfatları ne kadar önemli!

Kâsiyâtün âriyâtün. “Giyinmişler ama çıplaklar.”

Allah Allah!

Kâsiyât, “üzerine kisve giymiş” demek.

Nasıl bir kisve giymiş?

Takmış, takıştırmış, süslenmiş, çıkmış. Kimisi omzunu açıyor beline kadar, kimisi göğsünü açıyor karnına kadar, gerdanlığı takıyor, saçlarını berberde yaptırmış, etekleri yerlerde sürünüyor. Tam Peygamber Efendimiz’in anlattığı tarzda, cehennemlik. Arkasından etekleri sürünerek gidiyor, yanında kocası.

Bunlar nereye gidiyor böyle?

Bu gece filanca yerde düğün var, eğlence var; filanca şarkıcı da, filanca türkücü de, dansöz de gelecek. Dansöz masanın üstüne çıkıyor, meşhur adam orada oturmuş, hürmeten onun yanına geliyor. Makamına hürmet ederek onun karşısında göbek atıyor.

Allah ıslah eylesin, Allah akıl fikir versin. İnsanın günah olan yere hiç gitmemesi lazım.

Kadın giyinmiş, kâsiyatün giyinmiş ama ne giyinmiş? Takmış takıştırmış. Keşke giyinmez olsaydı. Böyle giyinmekten dolayı da ayrıca günaha giriyor. Ziynetlerini takıp takıştırması veyahut yırtmacı -şuradan şuraya kadar açık, bir adım attığı zamanplajdaki kıyafet gibi her tarafı görülüyor, güya uzun.-

Madem burasını böyle açık yapacaktın niye bunu böyle uzun yaptın?

Yok, bu daha tahrik edici veyahut işte bu gece tuvaletlerinin modası böyle uzun olur da ondan. Moda kısa olsa yukarıya çeker. Bir ara kısa modası çıktı. Hiç unutmuyorum, Ankara’da mini etek modası çıktı, etek dizden bir karış yukarısında.Ankara’nın soğuğu da soğuk mu soğuk; eksi 30 derece, eksi 40 derece.

Aptalın dizleri soğuktan patlıcan gibi morarıyor, kısa etek moda olduğu için onu giymiş. Bu soğukta insanın yün çoraplarını giyip çekmesi lazım, sarılması sarmalanması lazım.

Niye böyle yapıyorsun?

Moda! Moda bunları öldürse ölürken “moda” diye diye ölecekler.

Bu kış gününde böyle kısa giyilir mi?

Bu yaz gittiğim ülkelerde aksini de gördüm. Yaz gününde dizinden yukarıya çizme giymiş. Ben normal pabuçla bile ayaklarım terliyor, “arabayı kullanırken sıcak olmasın” diye şöyle bir yazlık havadar terlik giyiyorum, bu çizme giymiş.

Neden?

Moda.

Başınıza çalınsın! Moda “delilik” demekse o zaman sözümüz yok.

Bu kadınlar giyinmişler ama giyinmez olsalardı.

O giyinme nasıl bir giyinme?

Ziynetleri takmışlar takıştırmışlar veyahut orası açık burası açık giyinmişler.

 Âriyâtün. “Giyinmişler ama çıplaklar.”

Nasıl çıplak?

Elbisesinin orası burası açık olduğu için çıplak demek olabilir veyahut da “takvâdan, namustan, utanç duygusundan âri” demek. “Giyinmişler ama ne utanmaları var ne arlanmaları var ne takvâları var; ar damarları çatlamış.” demek olabilir.

Mâilâtün mümîlâtün.

Mail “meyledici” demek. Doğru yoldan batıla meyletmişler.

“Bu yapının dümdüz durması lazımdı, niye böyle eğildi? Çekilin kenara, devrilecek bu, yamuldu.”

Mâilâtün. “Yamuk, eğilmiş.” Hak yolda değiller, batıla meyletmişler. Veyahut kendileri günaha meyletmişler. Allah yoluna değil de günah yoluna meyletmişler.

Mümîlâtün. “Başkalarını da meylettirmişler.”

Bak ne güzel söylüyor. Peygamber Efendimiz’in bunlara yakıştırdığı, eklediği sıfatlar ne güzel. Kendileri yamuk, eğri, başkalarını da eğriltiyorlar. Gerçekten de öyledir. Bir kötünün dokuz mahalleye zararı vardır. Bir tanesi kötü çıktı mı bir mahallenin canına okur. Herkes dönüp dönüp bakıyor; bakan da günaha giriyor baktıran da günaha giriyor. Peygamber Efendimiz bunları cehennemde görmüş

Şimdi bizim bu devirde var mı?

Eskiden olsaydı…

Şimdi düşünüyorum; müslüman ülkelerde Peygamber Efendimiz’in zamanına yakın zamanlarda kadınlar çarşaflı, peçeli; çarşıya çıkmazlar, pazara çıkmazlar, evlerinin duvarları yüksek. Bu hadisi duydukları, okudukları zaman;

“Peygamber Efendimiz böyle buyurmuş ama kim bilir muradı nedir? Bizim zamanımızda yok ama Resûlullah Efendimiz’in ne murad ettiğini Allah bilir.” derlerdi.

Biz şimdi bunları şıp diye anlıyoruz. Sanki filanca gazetenin fotoğrafını bize tarif ediyor gibi.

Mâilâtün mümîlâtün. “Kendileri yamuk, meyletmiş, eğrilmiş, devrilecek; ötekileri de haktan meylettirmişler, yamultmuşlar, eğmişler. Kendileri yanlış yolda, etrafına da zararı oluyor, onları da yanlış yola çekiyorlar. Başkalarının dikkatlerini, heyecanlarını üzerlerinde toplamaya çalışıyorlar.”

Bakın bir sıfat daha. Ne kadar enteresan.

Ruûsühünne ke-esnimeti’l-buhti’l-mâileti. Bu cehennem odunu kadınların kafaları sanki deve hörgücü gibi. Bunu eskiler gene anlamazdı. Biz ne güzel anlıyoruz. Berbere gidiyorlar. Çeşitli katılaştırıcı şampuanları fıs fıs fıs fıs saçlara [sıkıyorlar].Berber tarağı şöyle şöyle şöyle yapıp… Bakıyorsun kadının kafası bu kadar olmuş. Saç kabarmış.

Kafası olmuş, ne gibi diyor Peygamber Efendimiz?

Deve hörgücü gibi. Devenin hörgücü arkada böyle yapmıştır ya. Kadının kafası bu kadar değil tabi.

Ya bu kadar kafa nereden geldi?

Bu kadın berbere gitti berber bunun kafasının saçlarını çeşitli özel taraklarıyla,fısfıslarıyla, spreyleriyle, derken kafa oldu deve hörgücü gibi.

Bak nasıl anlatıyor Peygamber Efendimiz. Giyinmişler ama çıplaklar. Kendileri yamulmuşlar meyletmişler başkalarını yamultup meylettiriyorlar. Kafaları sanki deve hörgücü gibi.

Ne zamanı anlatıyor Peygamber Efendimiz?

Sanki bizim zamanımızı anlatıyor. Sanki bu zamane kadınlarını anlatıyor gibi.

Bundan çıkan ders nedir?

Bizim kadınlarımız diyecek ki;

“Estağfirullah Estağfirullah, iyi ki bu hadisi Hocamız bize anlattı, iyi ki bu hadisi şerifi duyduk. Aman bundan sonra böyle şeylere meyletmeyelim. Aman giyimimizde kuşamımızda, ziynetimizde, süsümüzde şeriatin bize gösterdiği çizginin öbür tarafına taşmayalım. Azgınlık taşkınlık yapmayalım. Aman saçlarımızı şöyle yapalım…” diye ibret almaktır.

Muhterem kardeşlerim!

Sanat Tarihi dersi okuduk. Hatta İlim ve Sanat Mecmuası diye mecmua çıkartıyoruz.Çeşitli sanat ekolleri hakkında bilgimiz var. Sizin de bilginiz vardır. Siz de görmüşsünüzdür, bilmişsinizdir. Bir kadının vallahi ve billahi ve tallahi süslendiği zaman güzelliği azalıyor. Vallahi azalıyor. Bir kadının gözünü boyadığı zaman erkekler yanında kredisi, derecesi düşüyor. Hanımlar bunu bilsin. Yanağını boyadığı zaman vallahi kıymeti azalıyor. Vallahi billahi azalıyor. Dudağını boyadığı zaman vallahi billahi tallahi kıymeti düşüyor. En güzel kıyafet sadelik. En güzel başörtüsü namaz başörtüsü. Küçücükken annesi şakacıktan; işte namaz kılmasını bilmez, bebek ama bir beyaz başörtü örtüyor, şöyle bir bakıyorsun omuzları kapanmış, başı güzelce örtülmüş. Kanatsız bir melek gibi oluyor. Bayılıyorsun güzelliğine. Bazı şeylerin arkasında, otobüslerin arkasında böyle Kur’an okuyan kız resimleri koymuşlar. Güzel başörtülü. Daha güzel oluyor. Yani başörtüsü ziynettir. Vallahi ve billahi uzun etek kısa etekten güzel. Yeminle söylüyorum yani içimden söylüyorum, inanarak söylüyorum. Siz de katılırsınız buna. Bu kadınlar bu Avrupalılar’a kanmasınlar. Bu dinsizlere. Çünkü onları da şeytan kandırıyor. Onlar şeytanın askerleri. Avrupalılar, Amerikalılar, Ruslar, Bulgarlar, bilmem hangi gavur. Gavur olduktan sonra el küfrü milletün vahidetün. Küfrün hepsi aynı sınıftır. Fark etmez bizim için. Bir mü’min var kafir var.

Kafirlerin hepsinin esası aslı fikri nerededir?

Akılları hepsi belden aşağıda. Onların burunlarının ucunu görecek bir gözleri yoktur, basiretleri yoktur. Onların hepsi şeytanın talebesidir, askeridir. Şeytan onların kumandanıdır. Sabahleyin onların hepsini bir tarafa sevkeder akşama kadar her birisi bir şeytanlık yapar, öyle döner. Ve bizim müslümanlara onlara uymak yakışmaz.

 Biz neye uyacağız?

Biz Allahın yoluna uyacağız. Boyanmakta bir fayda yoktur. Güzel olmaz. Açılmakta bir fayda yoktur, güzel olmaz. Kokulanmakta bir fayda yoktur, güzel olmaz. Kısa giymekte bir fayda yoktur, güzel olmaz. Olmuyor.

Ya yanlış söylüyorsan hocam?

Tamam. Ben sana müşahhas elle tuttuğumuz istatistik rakamı vereceğim. Kapalı kızlar daha çabuk evleniyor. Açıklar bekle bakalım bekle; kısmeti gelsin de, birisi istesin de evlensin. Etrafınıza bakın. En açıklar en sona kalıyor.

Neden?

Hayrı bereketi gidiyor. Düşünüyor ki: “Ben kendim yaptım, zevk yaptım, kaş oynattım, göz oynattım, işaret ettim ama benim evleneceğim kadın namuslu olsun.” diyor.

“Benim çocuğumu yetiştirecek kadın namuslu olsun.” diyor.

Sanmayın siz o erkeklerin laf atmasına; aldanmayın ey zamane kadınları.

Onlar hem laf atarlar hem değer vermezler. Kıymet vermezler. Ben hatırlıyorum bizim küçük olduğumuz ilk okula, ortaokula gittiğimiz yerde, İstanbul’un efelerinin, kabadayılarının, burma bıyıklılarının, eli silahlı adamlarının olduğu yerde o külhanbeyler, namuslu bir kız geçerken birisi bir yan bakacak, bir laf atacak olsa canına okurdu o laf atanın. “O namuslu, ona dokunmayın.” derlerdi. Saygı duyarlardı. Başörtülü bir kız mahallede evine giderken en büyük saygıyı duyardı. Boyalı bir kız, açık saçık bir kız uzaktan göründü mü millet gülmeye başlardı. Dalga geçmeye başlardı. Alay etmeye başlardı. Kadınlar bunu bilmez. Ama erkekler bilirler. Bir kızın açılması, saçılması rağbetini arttırmaz, kısmetini keser ve derecesini düşürür,güzelliğini perişan eder, mahveder. Hiçbir işe yaramaz hale gelir.

O bakımdan biz müslümanlar Avrupalılar’a benzemeyeceğiz. Biz müslümanlar şeytanın emrini tutmayacağız. Biz müslümanlar Kur’ân-ı Kerîm’in buyruğuna uyacağız, Resûlullah’ın sünnetine uyacağız. O yolda gideceğiz, o şekilde hareket edeceğiz. Allah bizim hanımlarımıza akıl fikir versin. Bizim hanımlarımızın yöneticisi olan beylerimize de akıl fikir versin. Plajlar dolu. İstanbul, Yeşilköy, Florya, Selimpaşa, Kumburgaz, Tekirdağ, Erdek, Kuşadası, Bodrum, Marmaris, Antalya, Mersin. Her taraf karınca düğünü gibi kıyı kıyı kıvır kıvır çıplak insan dolu.

Bunlar nereden geldi? Rusya’dan mı geldi? Fezadan mı geldi? Merihten mi geldi? Kim bunlar?

Bunlar bu memleketin, yüzde 99’u müslüman olan Türkiye’nin o eski Fatihleri olan şehitlerin gazilerin torunları.

Ne oldu şimdi bu torunlara?

Bunlara bir hastalık geldi köklerine kıran geldi. Hepsi kırıldı, döküldü. Bizim asmaya bir hastalık geldi üzümlerin tanelerinin hepsi yere döküldü. Karardı. Olgunlaşmadan döküldü. Bizim ahaliye de böyle oldu. Hepsi deniz kenarlarında sapır sapır. Ne yenilirler ne yutulurlar. Ne işe yararlar. Ne tohum olarak işe yararlar ne gıda olarak işe yararlar. Zehirlendiler mahvoldular. Denizin kenarında denizin üstüne yatsa kulaç atmaya kalksa öbür tarafta bir başkası var. Kulaç atacak yer yok ki. Kaynıyor kalabalık.

Ne oluyor?

Tuzlanıp çıkıyorlar. Tuzlanıp çıkıyorlar. Maksat tuzlanmakta değil. Şeytan onları kandırıyor. Günaha girmek. Asıl maksat günaha girmek oluyor. Ve o günaha da dizlerinden yukarıya, bellerinden yukarıya, boyunlarından yukarıya batıyorlar günaha.Ondan sonra ne kalp kalıyor ne insaf kalıyor ne vicdan kalıyor ne din kalıyor ne iman kalıyor. Bakıyorsun esmerleşmiş nuru gitmiş, edebi gitmiş, ahlâkı gitmiş. Ondan sonra bozulmuş kız, şımarıklaşmış oğlan, serkeşleşmiş. Kadın yüzsüzleşmiş. Adam hissizleşmiş. Böyle bir durum oluyor.

Allah müslümanları doğru yola lütfuyla keremiyle çeksin. Bu yanlışlıklardan korusun.Demek ki Efendimiz’in cehennemde gördüğü grubun bir tanesi de giyinmiş ama çıplak yan yatmış meyletmiş ve başkalarını meylettirmiş başları deve hörgücü gibi kocaman.

Ke-esnimeti’l-buhti’l-mâileti. “Develerin hörgüçlerinin yamukları gibi, yamuk deve hörgücü gibi.”

Deve hörgücü dik olacak tabi. Bunların kafaları arkaya doğru yamuk olduğundan o da yamuk böyle arkaya doğru yatmış kadınların kafası top atan kavunu gibi. Arkaya doğru yatmış durumda. Öyle anlatıyor.

Ne diyor onlar hakkında?

Onları gördüm diyor Efendimiz maneviyat aleminde gözünden perde kaldırılınca görmüş.

Lâ yedhulne’l-cennete. “Bunlar cennete asla girmeyecekler.”

Ve lâ yecibne riyhahâ. “Cennetin kokusunu bile koklayamayacaklar.” Ve inne riyhahâ le-yûcedü min mesîleti kezâ ve kezâ. “Halbuki cennetin kokusu şu kadar mesafeden duyulmaya başlar. Daha cennete gelmedin, cennete doğru gidiyorsun cennetin surları daha uzakta. Şu kadar uzak mesafeden cennetin kokusu duyulur. Bu kadınlar cennetin kokusunu bile duyamayacak. Girmek değil, yanına yanaşmak değil,kokusunun geldiği yere kadar bile gidemeyecekler, çok uzakta kalacaklar.”

Başka bir hadîs-i şerîften biliyoruz ki “Cennetin kokusu 500 yıllık mesafeden duyulurmuş.” İnsan 500 yıl seyahat edecek, gidecek; o kadar uzak mesafeden cennetin güzel kokusu burcu burcu kokmaya başlarmış. Bunlar bu kokuyu bile duyamayacak.

Onun için bilerek bilmeyerek yaptığımız cümle günahlarımız için Rabbimiz’den cân u gönülden af isteyelim, mağfiret isteyelim:

“Demek ki ben ömrü yanlış geçirmişim, demek ki hayatta yanlış istikamet tutturmuşum. ‘Herkes böyle yapıyor.’ diye ben bu işleri doğru sayıyordum, modernlik sanıyordum. ‘Bizim mahalledeki bütün zengin hanımefendiler, kibarlar böyle yapıyor.’ diye, bizim kızlar da onlara heves ediyorlardı, demek ki onların yolu hiç de doğru değilmiş, sonu hiç de iyi değilmiş. Tevbe yâ Rabbi! Estağfirullah yâ Rabbi! Bir zaman için onları beğendiğim için bile sana tevbeler olsun yâ Rabbi! Affet yâ Rabbi!” deyip dinimize dönelim. Dinimizin aslına, esasına dönelim.

Bizim örtülülüğümüz güzeldir, bizim ailemiz güzeldir, bizim karşılıklı saygımız güzeldir. Bizim birbirimize merhametimiz, sevgimiz güzeldir, bizim yemek yiyişimiz güzeldir, yatmamız güzeldir, düğünümüz güzeldir. Her şeyimiz güzeldir.

Ol mâhîler ki derya içredir deryayı bilmezler

dediği gibi şairin, biz ne nimetler içindeyiz, Allah’ın nice lütufları içindeyiz de farkında değiliz. Allah bize, bahşetmiş olduğu nimetlerin büyüklüğünü görüp anlayıp sezip onun şükründe olmayı nasip eylesin.

Şimdi ben sizin -Allah’ın nasip ettiği- çok yer gezmiş bir kardeşinizim. Coğrafya kitaplarında okuduğumuz çok yerleri gezdim. Nasip oldu Avustralya’ya gittim, nasip oldu Amerika’ya gittim, nasip oldu Kanada’ya gittim, nasip oldu Fransa’ya gittim, nasip oldu İsveç’e gittim, nasip oldu İsviçre’ye gittim, Almanya’ya gittim, Avusturya’ya gittim. Uzakdoğu ülkelerini gördüm, Ortadoğu ülkelerinin hemen hepsini gördüm. İslâm’dan güzel yol yok! İslâm’ın örfünden, âdetinden, yolundan güzel hayat tarzı yok.

Herkes pişman, öteki diyarlardaki insanların hepsi mutsuz. Bana bunu Amerika’da çok söylediler:

“Bu Amerikan halkı bir arayış içinde, bir iman arayışı içinde; tatminsiz, mâneviyatsız, mâneviyat bekliyor.”

Onların uzaya füze fırlatmaları, alet edevat yapmaları, uçak yapmaları, silah yapmaları bir hünerdir tabi, tebrik ederiz. Güzel çalışmışlar, akıllarını kullanmışlar ama tek taraflı kullanmışlar. Dinleri; kendilerinin mâneviyatlarını besleyecek, kalplerini tatmin edecek güçte değil, imanları yetersiz. Öbür tarafları iyi ama beri tarafları rezil.Rezilliğinden bir tek şey söyleyeyim size, anlayın.

İsveç’te tahsil gören, burada bir takım fabrikalarda devletin yüksek müdürlüklerini,genel müdür yardımcılıklarını yapmış olan çok kıymetli bir kardeşimiz anlattı. İsveç’te tanışmış olduğu bir kaptan, kendisine evinin anahtarını veriyor.

“Al” diyor, “Bu evimin anahtarı.”

“Ne olacak, niye veriyorsun? diyor.

“Ben gemiyle üç-beş aylık bir sefere gidiyorum, hanımım yalnızlık çekmesin.” diyor.

Muhterem kardeşlerim!

Bu adamlar ölmüştür, kokmuştur bu adamlar, bu adamların beğenilecek tarafı yoktur.Bu adamların ülkelerinde cinsî cinayetler başka ülkelerden çok daha fazla oluyor.

Bilim namına konuşan bir takım zır zop, zıpır, dinsiz, imansız, alçak, ilmi eksik, kafası yamuk insanlar vardır; “İnsan cinsel yönden tatmin olunca günahlardan uzak durur.” derler. Zır zop! Sen git de İsveç’i incele bakalım. Git bir de Emniyet Genel Müdürü’nün derdini bir dinle. Nasıl şikâyet ediyor? Bak orada her şey serbest. Hafif bir güneş çıktı mı İsveç’te bütün kadınlar üryan, güneşte. Mayo da yok; güneşlenecekler. Ama cinsel suçların en yüksek miktarda olduğu ülke, İsveç.

Bütün sosyal haklar verilmiş; adam çalışmasa bile şu kadar para alıyor. Şu kadar para alıyor ama -benim arkadaşımın babası diyor- arabayı apartmanın garajına saklıyorlar. Özel anahtarla açılıyor, oraya bırakıyorlar. Garajda her dairenin arabasını koyması için bir yer var. O garaj kapılı, kilitli olduğu halde o dairenin arabasını koymaya mahsus yere de tel örgü yapmışlar.

Neden böyle?

“Çalıyorlar.” diyor.

Bizim arkadaşımız tuttu, arabayı geri geri getirdi; arkası duvara, yüzü öne gelecek şekilde park etti. Ondan sonra tel örgünün kapısını kapattı. Babası;

“Evladım niye böyle koydun?” diyor. “Şimdi bunun yüzünü, farlarını demirle kırarlar.” diyor.

“Bunları kim yapıyor?” diyorum?

“İsveçliler kendileri yapıyor.” diyor.

Bu adamların paraları var pulları var, hastalandıkları zaman bedava doktor var, tahsil görmek isterlerse her türlü imkân var, her türlü yardım müessesesi var.

Bu günahları, bu suçları niye işliyorlar?

Mâneviyatları olmadığından.

Bu misalleri bizim aptal zır zopların önüne sunarız. Gitsinler biraz İsveç’i incelesinler de bakalım insan bu gibi şeyleri yaptığı zaman tatmin mi oluyormuş yoksa deliliği daha mı artırıyormuş; anlasınlar.

Eskilerin bir sözü var, çok hoşuma gider, tekerleme gibi. Bizim memlekette kullanırlar:

“Uyku kırk kantar”

Yani çok ağır. Bir uyudu mu dalar gider, ezanı duymaz, kaçda kalkar.

“Uyku kırk kantar, uyudukça uyudukça artar.”

Şu kadar uyudum artık tamam kalkıp da rahat rahat çalışsam ya!

Hayır bir öbür tarafa gerinir bir bu tarafa gerinir.

Neden?

Çok uyuduğu için uykusu daha da arttı.

Günahlar da böyle; günaha bir daldı mı yaptıkça zıpırlığı artıyor. Artık ele avuca sığmaz, her birisi âsî fertler oluyor. Dünyanın sosyal hakları en ileri ülkesi olduğu halde İsveç’in hâline hayret ettim.

Almanya’nın hâlini biliyorsunuz. O punkçu denilen tipler saçlarının yarısını tıraş ettirip yarısını horoz ibiği gibi kabarttırıyorlar. Ondan sonra bazı yerlerini kırmızıya boyuyorlar.

Bunlar Kızılderili midir, yamyam mıdır, canavar mıdır?

Hakikaten canavarlıkları da var. İnsanı yalnız gördükleri zaman da saldırıyorlar.Bunlar insanlık dışı şeyler.

Neden oluyor?

Mâneviyat olmadığından.

Bizim mâneviyatımız nedir?

Açın tarih kitaplarını, mesela Dede Korkut Hikâyelerini açın. Dede Korkut Hikâyeleri’nde evladın ana babasına davranış tarzını, hitap tarzını bir inceleyin.Hanımın beye, beyin hanıma hitabına bir bakın. Evladın babasına saygısına, babanın evladına sevgisine bakın. O ahlâkın ihtişamını görürsünüz; nihayet bir halk hikâyesidir.

İslâm’ın ta kendisi olan asıl hadislere bakarsanız, âyetlere bakarsanız orada her türlü güzelliği görürsünüz. Müslümanın asaletini, tok gözlülüğünü görürsünüz; nâmahreme bakmaz, gözü öndedir, komşusuna iyilik eder, dindardır, günahtan kaçınır, aile efradını korur, iyilikseverdir, malını hak yolda sarf eder, helalden kazanır.

Bizim arkadaş Medine’de bir dilenciyi görmüş, para vermek istemiş. Zenci, ihtiyar, yolun kenarına iki büklüm oturmuş. Acımış tabi. Zekâtından, sadakasından çıkarıp vermek istiyor.

“Sağ ol, Allah kabul etsin! Ben bugün bana yetecek kadar para aldım, başka bir arkadaşıma ver.” diyor.

Ey kurban olduğum Medine’nin fukarâsının ahlâkına bak!

Buradakiler; “Bunu da al, yarın da yanında bulunsun. Fazlasını bankaya yatırırsın.” der

İnsanın ahlâkı İslâm’a dönünce, ahlâkının kaynağı İslâm olunca tadına doyum olmuyor. Fukarâsı bir güzel oluyor, zengini bir başka güzel oluyor; genci bir güzel oluyor, ihtiyarı bir başka güzel oluyor; erkeği bir başka asil oluyor, kadını başka bir türlü asil oluyor.

“Evladım! Hadi bakalım, Allah selamet versin! Ben seni bugünler için yetiştirdim, gider de şehit olursan bir şehit anası olurum.” diye gönderiyorlar.

Bizim analar, evlatlarını harbe gönderirken;

Bizim ahlâkımız bu. Biz bu güzel ahlâkı bırakıp da bu şeytanın avânesinin,talebesinin, ordusunun yoluna mı uyacağız. Uyarsa ne olur?

Uyarsa cennetin 500 yıllık mesafe ileriye kadar yayılan kokusunu bile duyamaz.

Sakallı birisi geldi, bana dert yandı.

“Hocam! Benim kaynanam, kaynatam karımı evden aldılar.” dedi.

Kız evlendi mi kocasınındır; kocasının emrine uyacak, babasının anasının emrine uymayacak.

“Almaya gittim, kaynanam beni taşla sopayla kovaladı.” diyor.

Kaynanasının bir akrabası varmış; içki içermiş, bilmem hangi partiye rey verirmiş, namazla niyazla ilgisi yokmuş ama kaynanası;

“O senden daha iyi. Senin sakalın var ama kötüsün.” diyormuş.

Halbuki çocuk pırlanta gibi, tertemiz, saygılı. Kızı almışlar, vermiyorlar. Hakları yok, kız da günaha giriyor.

Bazı kadınlar kendiliğinden kocasından ayrılmayı temenni ediyor.

Ankara’dan tanıdığımız bazı kimseler var, karısı “Ben istemiyorum, boşanacağım.” diyormuş.

 Niye boşanacaksın?

Adam beş vakit namazında. “İstemiyorum, boşanacağım.” Hadîs-i şerîfi yazdım, gönderdim:

“Bir kadın kendi arzusuyla kocasından ayrılmaya kalkarsa cennete giremez ve cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki cennetin kokusu 500 yıllık mesafeden duyulur.”

Şimdi ahlâk böyle. Her şey tersine dönmüş olduğu için saçma sapan, yalan yanlış işler oluyor. İki tarafın da kusurları olabiliyor. Allah herkese kendi rızasının yollarını göstersin, İslâm’ın yoluna dönmeye muvaffak eylesin.

TG Facebook Yorumları